Daha Demir Arda doğmadan önce hepiniz gibi bir çok kitap yalayıp yutmuş ve internetten bebeklere zararlı şeyler konusunda türlü yazılar okumuştum.. Bunların başında da televizyon, telefon ve tabletler geliyor.. Aslında bunu bilmek için illa çocuk sahibi olmaya gerek yok.. Hepimiz bu elektronik cihazların biz büyüklere bile ne kadar zararlı olduğunun bilincindeyiz.. Bilincindeyiz de onların kölesi olduğumuzun farkında değiliz..
Demir Arda daha eve geldiği zaman bütün elektronik aletler kapatıldı.. Ne televizyon ne internet.. Hayat durdu sanıyorsanız yanılıyorsunuz.. Tam tersi hayat yeniden başladı diyelibilirim.. Artık ailece konuşacak pek çok şeyimiz vardı.. Saatlerce sohbet edebiliyorduk..Çaylar kahveler içilirken herkes öylece televizyona bakmıyor, birbirinin halini hatrını sorup gülüp eğleniyordu.. Ayrıca daha önce hiçbirşeye vaktim yokken biranda tüm işlerimi yapmaya vaktim kalmaya başladı..
Şimdi Demir Arda 1,5 yaşında ve hala televizyon açılmıyor. Eline de henüz telefon almış değil..Tabi bunun için de sürekli savaş halinde olmam gerekiyor çünkü her çocukla tanışan ilk önce telefonunu çıkarıp "bak sana ne göstereceğim" diyor.. Ben de bu konuda mümkün olduğunca nazik olmaya çalışıp "telefon vermiyoruz" diyorum.. Neredeyse "lütfen telefon vermeyiniz" yazan bir pankart asıp öyle dışarı göndereceğim çocuğu! Keza telefon dışında da çocuk sevilebilir.. Sohbet etmeniz yeterlidir..
Bu aslında anneler arasında byük bir kavga sebebi.. Ne zaman 2 anne bir araya gelse bu konuya mutlaka değinilir ve genelde şu sonuç ortaya çıkar 'ne yapayım ayol ben de insanım!' Sen insansın da o daha küçücük bir bebek.. Taptaze beyinlerini televizyonla uyuşturmak ya da incecik kafataslarından direk beyinlerine radyasyon girmesine izin vermek nasıl bir insanlık anlamış değilim..
Diğer bir bahane de 'çocuk çağa ayak uydurmalı' ! Şimdi şöyle bir düşününce bu bizim çocukluğumuzdan 10 kat daha zeki olan nesil 1 yaşında değilde 5 yaşında bilgisayar kullanmayı öğrense çağdan geri mi kalacak? Ya da 5 yaşında öğrenmeye çok geç kalacak ve öğrenemeyecek mi? Tabi ki öğrenecek.. Ama daha bebekken teknoliyle yaşamaya alıştırmışsan öğrenemeyeceği başka şeyler olacak! Neler mi? Annesiyle vakit geçirmeyi öğrenemeyecek.. Kendi kendine oyun oynamayı öğrenemeyecek.. Canı sıkıldığında onu sürekli bu uyarıclarla oyaladığın için hayal gücü gelişemeyecek.. vs.. vs..
Diğer bir bahane de "çocuğu oyalayamıyorum" ! İşte en çok güldüğüm bahane budur! Kocaman evde çocuğun oyalanması için birşey bulamıyorsan kusura bakma ama YUH çekmekten başka bişey diyemeyeceğim! Mesela tencere çekmecesini açık bırak.. Çocuk en az 1 saat bütün tencereleri çıkarıp koyacak, kapaklarını açıp kapatacak.. Bitti mi? kaşık çatal çekmecesini aç (bıçaksız tabi) en az 1 saat de bunları tek tek alıp koyacak çıkaracak birşeyler yer gibi yapacak vs vs.. Al sana mutfakta yemek yapman için zaman.. Başka neler neler var evde bilemezsin.. Git yatak odasına çekmeceler, dolaplar ohoooo yaşasın katlı kıyafetleri indirmek.. Yetmedi mi? Kaplara su koy. Doldursun boşaltsın.. O da mı yetmedi? altı temiz 3-5 ayakkabı çıkar.. Giysin çıkarsın.. Giymeyi sevmiyor mu? Dizsin onları, eşlerini bulsun..
Bunun sonunda tabi ki evin asla düzenli olamayacak.. Eşyalarını günde yüz kez katlasan yine gelip dağıtacak.. Tenceleri, kaşık çatalları sürekli yıkayacaksın.. Yerler sürekli ıslak olacağı için yerlerde havlular olacak..
Tabi tercih sizin.. Temiz ve düzenli bir ev ve televizyon, tabletten uyuşmuş bir çocuk ya da dağınık ve düzensiz bir ev ve mutlu ve haşarı bir çocuk.. Bu sadece sizin tercih meseleniz unutmayın!
annelik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
annelik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
24 Ağustos 2015 Pazartesi
26 Haziran 2015 Cuma
İyi uykular mı? Uyku mu uyuyoruz? Dayak mı yiyoruz?
Her ailede olduğu gibi bizde Demir Arda daha doğmadan bütün evin düzenini ona göre ayarladık.. İlk zamanlar 2 saatten fazla uyumayacak olan bebek için yatak odasına bir beşik koymaya karar verdik.. Yeni doğacak bebekler için beşikte olması gereken özellikler bence; geceleri sık sık onu alacağınız için çok yüksek olmaması, gözünüzü açtığınız gibi onu görebilmeniz için korkuluk aralıklarının yeterli olması ve tabi ki uyku arası elinizi uzatıp tek elle, bazen de ayakla kolayca sallanabiliyor olması :)
.. Yatak odamız küçük olduğu için de dar bir beşik arıyorduk. Tam bu özelliklere uygun beşiği Mothercare'de bulduk.. Demir Arda biraz palazlanmış bir bebek olduğu için 2 ay sonra bu beşiğe sığmamaya başladı.. Bebek kolunu, ayağını beşiğe sıkıştırıp geceleri ağlamasına rağmen ben bir türlü kendi odasına geçiremiyordum.. Gözümü açar açmaz onu görmek istiyordum.. Eşim Özer ve annelerimiz zor bela beni ikna ettiler ve Demir Arda kendi yatağında sere serpe yatmaya başladı..
Bebekken "ya ezersek" korkusuyla onu yatağımıza hiç almamıştık.. Ama diş çıkarma evresinde onun yarım saatte bir uyanmalarıyla, uykusuzluğa yenik düştük ve yavaş yavaş yanımızda yatırmaya başladık.. 1 yaşından sonra ise iş iyice çığrından çıkmaya başladı.. Eskiden ezme korkusuyla yanımıza almadığımız çocuğu şuan "bizi yataktan atacak" korkusuyla yanımıza almamak istiyoruz ama ne mümkün.. "anneeeeaaaaa" diye ağlamaya başlayıp da kollarını uzatınca uyku sersemi bir bakıyorsunuz ki kucağa alıp getirmişsiniz yine yanınıza.. Birde kendi yatağında saatlerce uyumayan çocuk , bizim yatakta yastığa eter damlatmışsınız gibi bir saniyede uyuyakalıyor.. Ama bu eterli yastık bizde aynı etkiyi göstermiyor! Tabi dikey olarak yatırdığınız çocuk nedense her seferinde yatay olarak uykuya devam ediyor.. Kafası sizdeyse şanslısınız demektir.. En fazla birkaç tokatla geceyi bitirebilirsiniz.. Ama eğer ayaklar sizdeyse yandınız.. Tekme üstüne tekme, ağıza giren ayak, ayakla düşürene kadar itekleme... uyu uyuyabilirsen.. Eskiden uykusuz kalıp da işe gittiğimde " dayak yemiş gibiyim" derdim.. Şİmdi ise uykusuz kalmaya son derece alışmış olan ben dudağım patlamadan, burnuma kafa yemeden ya da suratıma şaplak inmeden uyanmışsam; 5 dakika bile uyusam; "oh ne güzel uyumuşum" diyorum..
Malesef şuan bizim için bu bir rutin.. Demir Arda'yı uyut ve yatağına yatır.. 1 saat sonra uyandığında onunla yatağa yat ve uyumasını bekle.. Eğer ben de uyuyakalmamışsam; o daldıktan sonra yatağına yatır.. Biz yatana kadar bir kaç kere bu işlem tekrarlanır.. Biz yattıktan sonra da uykuya yenik düşülür ve çocuk aramızda sabahı sabah ederiz.. Tabi dediğim gibi tekmeler, tokatlar, itişmeler, yataktan düşmeler, vs vs.. Birde sabahın 7sinde uykusunu alıp kalkmamış mı? Sonrası kafanı kahve makinesine sokmaktan başka çare yok..
Hemen uyuyamayan biri olarak beni her gördüğünde zaten mosmor olan gözaltlarımdan ne kadar uykusuz kaldığımı anlayabilirsin.. Sen anlamasan da ben hemen anlatmaya başlarım :) "uyuyamıyorum, uyuyamıyorum.." diye herkese feryat figan ettiğim doğrudur.. Ama ne yalan söyleyeyim minicik elleriyle kollarını uzatıp, boynuma dolayıp uykuya dalıyor ya.. Ben de onun kokusunu içime çeke çeke uyuyorum ya.. İşte o anlar hiçbir şeye değişilmez.. Benden söylemesi..
Tatlı rüyalar :)

Bebekken "ya ezersek" korkusuyla onu yatağımıza hiç almamıştık.. Ama diş çıkarma evresinde onun yarım saatte bir uyanmalarıyla, uykusuzluğa yenik düştük ve yavaş yavaş yanımızda yatırmaya başladık.. 1 yaşından sonra ise iş iyice çığrından çıkmaya başladı.. Eskiden ezme korkusuyla yanımıza almadığımız çocuğu şuan "bizi yataktan atacak" korkusuyla yanımıza almamak istiyoruz ama ne mümkün.. "anneeeeaaaaa" diye ağlamaya başlayıp da kollarını uzatınca uyku sersemi bir bakıyorsunuz ki kucağa alıp getirmişsiniz yine yanınıza.. Birde kendi yatağında saatlerce uyumayan çocuk , bizim yatakta yastığa eter damlatmışsınız gibi bir saniyede uyuyakalıyor.. Ama bu eterli yastık bizde aynı etkiyi göstermiyor! Tabi dikey olarak yatırdığınız çocuk nedense her seferinde yatay olarak uykuya devam ediyor.. Kafası sizdeyse şanslısınız demektir.. En fazla birkaç tokatla geceyi bitirebilirsiniz.. Ama eğer ayaklar sizdeyse yandınız.. Tekme üstüne tekme, ağıza giren ayak, ayakla düşürene kadar itekleme... uyu uyuyabilirsen.. Eskiden uykusuz kalıp da işe gittiğimde " dayak yemiş gibiyim" derdim.. Şİmdi ise uykusuz kalmaya son derece alışmış olan ben dudağım patlamadan, burnuma kafa yemeden ya da suratıma şaplak inmeden uyanmışsam; 5 dakika bile uyusam; "oh ne güzel uyumuşum" diyorum..
Malesef şuan bizim için bu bir rutin.. Demir Arda'yı uyut ve yatağına yatır.. 1 saat sonra uyandığında onunla yatağa yat ve uyumasını bekle.. Eğer ben de uyuyakalmamışsam; o daldıktan sonra yatağına yatır.. Biz yatana kadar bir kaç kere bu işlem tekrarlanır.. Biz yattıktan sonra da uykuya yenik düşülür ve çocuk aramızda sabahı sabah ederiz.. Tabi dediğim gibi tekmeler, tokatlar, itişmeler, yataktan düşmeler, vs vs.. Birde sabahın 7sinde uykusunu alıp kalkmamış mı? Sonrası kafanı kahve makinesine sokmaktan başka çare yok..
Hemen uyuyamayan biri olarak beni her gördüğünde zaten mosmor olan gözaltlarımdan ne kadar uykusuz kaldığımı anlayabilirsin.. Sen anlamasan da ben hemen anlatmaya başlarım :) "uyuyamıyorum, uyuyamıyorum.." diye herkese feryat figan ettiğim doğrudur.. Ama ne yalan söyleyeyim minicik elleriyle kollarını uzatıp, boynuma dolayıp uykuya dalıyor ya.. Ben de onun kokusunu içime çeke çeke uyuyorum ya.. İşte o anlar hiçbir şeye değişilmez.. Benden söylemesi..
Tatlı rüyalar :)

Kaydol:
Kayıtlar (Atom)